Sil Baştan: Hafıza, İlişki ve Unutmanın Psikolojisi Üzerine
Ayrılıklar neden bu kadar zor, tamamen her detayını unutmak isteyeceğimiz kadar… hiç düşündünüz mü? Ayrılıkların zor olmasının temelinde, beynimizin sevdiğimiz kişiye güçlü bir şekilde bağlanması ve bu bağın kopmasının yarattığı biyolojik ve duygusal “yoksunluk” hissi vardır. İlişki boyunca biriktirdiğimiz anılar, kimliğimizin parçaları haline gelir; bu yüzden o kişiyi ve ilişkiyi tamamen unutmak, aslında kendi geçmişimizden bir parçayı silmek gibi görünür.
Ayrıca bilinçdışı olarak ilişkiye dair cevaplanmamış sorular ve kapanmamış duygular zihnimizi meşgul eder, bu da unutmayı zorlaştırır. Tamamen unutma arzusu, acıdan kaçma ve rahatlama isteğinin ifadesidir ancak gerçek iyileşme, unutmak değil, yaşananları kabullenmek ve onlardan öğrenerek büyümektir. Böylece zamanla acı hafifler, yeni umutlar doğar.
Filmde Joel ve Clementine, birbirlerinin acı veren anılarını hafızalarından sildirmek için özel bir prosedüre başvururlar. Acıyı hafızadan silme arzusu, hepimizin zaman zaman dile getirdiği bir istek: “Keşke o kötü anları unutabilsem…” Ama anılarımızın bir yanıyla da bizi biz yapan temel yapıtaşlarıdır. Kötü anılar da dahil olmak üzere tüm deneyimler, kişiliğimizi ve ilişkilerimizi şekillendirir. Dahası, hafıza sadece anıların depolanması değil, aynı zamanda duygu, anlam ve öğrenmenin bir parçasıdır; anılarımızı tamamen silmek, geçmişten aldığımız dersleri ve duygusal büyümeyi engeller. Anılar dinamik ve sürekli yeniden şekillenen süreçlerdir; unutmak tam anlamıyla mümkün olmasa da zamanla üzerlerindeki duygusal yük hafifleyebilir.
Filmdeki bellek silme işlemi, gerçek hayatta sıkça kullandığımız savunma mekanizmalarına benzer; özellikle bastırma ya da inkâr gibi. Joel ve Clementine’in birbirlerini hafızalarından silme çabaları da bazen sağlıksız baş etme stratejilerine dönüşür. Anıları tamamen silmek istemek, duyguları bastırmak ve gerçeklerle yüzleşmekten kaçmak anlamına gelir. Bu tür “kaçışlar” geçici rahatlama sağlasa da acının tam anlamıyla iyileşmesini engeller. Gerçek iyileşme ise zor da olsa, sorunla yüzleşmek, anıları ve duyguları kabul etmekle başlar; acıyı yaşamak ve onunla barışmak gerekir. Çünkü acıyı aşmanın en kestirme ve kesin yolu, onun içinden geçmektir…
İlişkinin bitimi ise tıpkı bir kayıp yaşamak gibidir, ilişkideki yerimizi, partner rolümüzü ve yaşananları kaybetmenin yasını tutarız. İlk etapta kişi, yaşadığı acının yani bu ilişkinin bitişi gerçekliğini kabul etmekte zorlanır; “Bu olmamalıydı,” ya da “Bu gerçek olamaz” gibi düşüncelerle bu gerçekliği inkar edebilir. Ardından öfke ve kızgınlık gelir; “Neden beni bıraktı? gibi sorgulamalar zihni meşgul eder. Daha sonra ise kişi depresif hissetmeye başlayabilir. Yorgun, umutsuz ve değersiz… Sonunda ise kabullenme evresi gelir; acıyı, kaybı ve yaşananları olduğu gibi kabul edip, iyileşme yoluna adım atar.
Birçok danışanımda gözlemlediğim gibi, yas sürecinin doğal bir parçası olan bu duygularla yüzleşmek zor olsa da zamanla insan kendini yeniden keşfeder ve hayatında yeni anlamlar bulur. Örneğin, uzun süre inkar aşamasında kalan biri, terapiyle gerçek duygularını kabul edip kabullenme evresine geçtiğinde, daha sağlıklı ilişkilere ve kendine daha iyi bakabilen bir bireye dönüşebilir.
İlişkilerde yaşanan acıların, kayıpların ve tekrar eden döngülerin üstesinden gelmek için unutmak değil; anlamak, kabul etmek ve üzerine düşmek gerekir. Yaşadıklarımızı tamamen unutmak, bazen kim olduğumuzu unutmamıza yol açabilir…

Yorum bırakın