Kendini sevmeye başkalarından başlamak

Sevgi paradoksu üzerine.

“Önce kendini sevmelisin ki başkasını sevebil. Sen kendini sevmezsen kimse seni sevmez!” tanıdık cümleler değil mi, ne kadar da sık duyduğumuz.

Gerçekten de böyle mi sizce? Hangisi önce geliyor?
Sevmeye kendimizden mi başlamalı yoksa önce sevilmeli miyiz?

Sosyal destek olmadan sağlıklı olunabileceğine inanmak, “kimseye ihtiyaç duymuyorum” demek ve sosyal çemberin dar olmasının sağlık açısından bir etkisi olmadığını düşünmek aslında en temelde gelen var oluşsal bir duruma ters düşüyor. Bu da bizlerin memeli olarak derinden ilişkili, birbirine bağlı insan teması olmadan hayatta kalamayacağımız gerçeği. Günümüzde yapılan araştırmalar sosyal desteğin kişinin sağlığı için koruyucu ve travmatik etkiler sonrasında da iyileştirici olduğu söylüyor. 

Bir sarsıcı araştırma da var ki 1944 yılında bir yetimhanede 40 çocukla gerçekleştiriliyor. Araştırmada bebekler iki gruba ayrılıyor ve ilk grupta bakıcılar fiziksel ihtiyaçların hepsini iyi şekilde karşılıyor. Çocuklar besleniyor, bezleniyor ama fazla göz teması ve fiziksel temas ya da iletişim sağlanmıyor ve 4 ay sonra bebeklerin yarısı, hiçbir fizyolojik sebep olmaksızın ölüyor. Araştırmacılar durumu incelediğinde ölen bebeklerin hepsinin vazgeçme evresine girdiği; bakıcılarının ilgisini çekmeye çalışmaktan, ses çıkarmaktan, hareket etmekten ve hatta ağlamaktan bile vazgeçtiklerini tespit ediyor. Daha sonra bakıcıların daha küçük gruplarla ilgilenmesi ve çocuklarla daha yakın temas kurulması üzerine koşullar güncelleniyor ve elde edilen sonuçlar şaşırtıcı. En çok temas edilen grupta en az, en az temas edilen grupta ise en çok hastalık ve ölüm ortaya çıkıyor. Temas edilen ve sevilen çocuklar, hastalığa karşı direnç geliştirirken temas edilmeyen, duygusal iletişim kurulmayan çocukların bağışıklık sistemi gelişemiyor. Kucaklanan ve sevilen çocuklar, kendilerine hiçbir şey söylenmese dahi sevildiğini ve değer verildiğini anlıyor. Ruhen ve bedenen daha sağlıklı gelişiyor.

Evet, öz şefkat önemli ama en baştaki soruya dönersek aslında başkasında sevgimizin yansımasını görerek başlıyor yolculuk. Birinin bizi sevmesi, sevilmeye değer hissetmemiz ve kendimizi sevebileceğimize inanmamız.

Bergman’ın da dediği gibi “Eğer birisi beni olduğum gibi severse, sonunda kendime bakabilme cesaret edebilirim belki”.

‘Sevilmiş olmadan ve sevilmeden kendinizi sevemezsiniz’ diyor Jackson Nakazawa. Yani iş kendinizi sevmekle başlamıyor. Çünkü sevme kapasitesi tek başına inşa edilemez, bu yüzden de birbirimize ihtiyacımız var.

Film karesi: Autumn Sonata

Yorum bırakın